Ahmet 的个人资料(¯`·.(¯`·.(¯`·.DownBeloW...照片日志列表更多 工具 帮助

日志


4月14日

Ne mutlu Türk'üm diyene !

Vatandas 'Türk Osman' Osman Bey, sabah saat 7.00'de Casio masa saatinin
alarmiyla gözlerini açti.
Puffy yorganini kaldirdi.
Hugo Boss pijamalarini
çikarip
Adidas terliklerini giydi.
WC'ye ugradiktan sonra banyoya geçti.
Clear
sampuan ve
Protex sabunuyla dusunu aldi.
Colgate ile dislerini firçaladi .
Rowenta ile saçlarini kuruttu.
Bill's gömlegini ve Pierre Cardin takimini giydi.
Lipton çayini içti.
Sony televizyonda medya özetlerini ve flash haberleri
izledi.
Citizen kol saatine bakti. Aile fertlerine 'çav' deyip Hyundai
otomobiline bindi.
Blaupunkt radyosunu açarak, rock müzigi buldu. Agzina bir
Polo seker atti Sehrin göbegindeki Mega Center'daki ofisine varinca, Casper
bilgisayarini çalistirdi.
Microsoft Excel'e girdi. Ofisboy' dan Nescafe 'sini
istedi.
Saat 10.00'a dogru açligini yatistirmak için Grisini yedi.
Öglen Wimpy's
Fast Food kafeteryaya gitti.
Ayaküstü, Coca Cola ve hamburgeri mideye
indirdi.
Camel sigarasini yakip Star gazetesini karistirdi.
Aksam-üzeri is çikisi
Image Bar'a ugrayip JB 'sini yudumladi, sonra kösedeki Shopping Center'a ugradi.
Esinin siparis ettigi Persil Supra deterjan, Ace çamasir suyu, Palmolive
sampuan,
Gala tuvalet kagidi ,
Sprite gazoz ve Johnson kolonyayi alarak kasaya yanasti.
Bonus kartiyla faturayi ödedi.
Hafta sonu esi Münevver'le Galleria'ya
giden Osman Bey,
Showroom'lar dolasip Kinetix ayakkabi,
Lee Cooper blue jean satin aldi.
Aksam evde bir gazetenin verdigi TV Guide' a göz atan Osman
Bey,kanallar arasinda zapping yaparak,
First Class, Top Secret,Paparazzi gibi
programlar izledi.
Ayni anda Outdoor dergisini karistirdi. Saat 22.00'ye dogru
Show'da Türk dili üzerine panel basladi.
Uykusu gelen Osman Bey, televizyonu
kapatip yatak odasina geçerken, kendini mutlu hissetti.
' Ne mutlu Türk'üm diyene!'
diye gerindi ve uyudu.
Hala da uyuyor..

 
iyi uykular sevgili milletim

Medeni İngilterenin geçmişi..!

Bir dahaki sefer ellerinizi yıkarken suyun sıcaklığı tam istediğiniz gibi değilse eskiden ingiltere'de bu işlerin nasıl yapıldığını düşünün.

1500´lerde ingilterede işler şöyle yapılıyordu:

İnsanların çoğu haziranda evleniyordu çünkü senelik banyolarını mayıs ayında yapıyorlar, haziranda hala çok kötü kokmuyorlardı. ama yine de kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.

Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu. evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. ondan sonra oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarak da bebekler aynı suda yıkanıyordu. bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü. ıngilizcedeki banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın? (don´t throw the baby out with the bath water) deyimi buradan gelmektedir.

Evlerin çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor, kamışların altında tahta bulunmuyordu. burası hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğu için bütün kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler, böcekler) çatıda yaşıyordu. yağmur yağdığı zaman çatı kayganlaşıyor ve bazen hayvanlar kayarak çatıdan aşağı düşüyordu. ingilizcedeki kedi-köpek yağıyor (ıt´s raining cats and dogs) deyimi buradan gelmektedir.

Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu. böceklerin ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi büyük bir sıkıntı oluşturuyordu. etrafında yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan ingiliz usulü yataklar buradan gelmektedir.

Zemin topraktı. sadece zenginlerin zemini topraktan başka bir şeyden yapılmıştı. toprak kadar fakir (dirt poor) tabiri buradan çıkmıştır. zenginlerin ahşaptan yapılmış zeminleri vardı. bunlar kışın ıslandığı zaman kayganlaşıyordu. bunu önlemek için yere saman (thresh) seriyorlardı. kış boyunca saman sermeye devam ediliyordu. bir zaman geliyordu ki kapı açılınca saman dışarıya taşıyordu. buna mani olmak üzere kapının altına bir tahta parçası konuyordu ki bunun adı 'thresh hold' (saman tutan; türkçesi 'eşik') idi.

Yemek pişirme işlemi her zaman ateşin üzerine asılı durumdaki büyük bir kazanın içinde yapılıyordu. her gün ateş yakılıyor ve kazana bir şeyler ilave ediliyordu. çoğu zaman sebze yeniyor, et pek bulunmuyordu. akşam yahni yenirse artıklar kazanda bırakılıyor, gece boyunca soğuyan yemek ertesi gün tekrar ısıtılarak yenmeye devam ediliyordu. bazen bu yahni çok uzun süre kazanda kalıyordu. bezelye lapası sıcak, bezelye lapası soğuk, kazandaki bezelye lapası dokuz günlük (peas porridge hot, peas porridge cold, peas porridge in the pot nine days old) tekerlemesinin menşei budur. bazen domuz eti buluyorlar o zaman çok seviniyorlardı. eve ziyaretçi gelirse domuz etlerini asarak onlara gösteriş yapıyorlardı. birisinin eve domuz eti getirmesi zenginlik işaretiydi. bu etten küçük bir parça keserek misafirleriyle oturup paylaşıyorlardı. buna yağ çiğnemek
(chew the fat) adı veriliyordu.

Parası olanlar kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabaklar alabiliyordu. asidi yüksek olan yiyecekler kurşunu çözerek yemeğe karışmasına sebep oluyor, böylece gıda zehirlenmelerine ve ölüme yol açıyordu. domatesler buna sık sık sebep olduğu için bunda sonraki yaklaşık 400 yıl boyunca domateslerin zehirli olduğu düşünülmüştü. çoğu insanın kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabakları yoktu. onun yerine tahta tabaklar kullanıyorlardı. çoğu zaman bu tabaklar bayat ekmekten yapılıyordu. ekmekler o kadar bayat ve sertti ki uzun zaman kullanılabiliyordu. bunlar hiçbir zaman yıkanmadığı için içinde kurtlar ve küfler oluşuyordu. kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanların ağızlarında 'tabak ağzı' (trench mouth) denen hastalık ortaya çıkıyordu.

Ekmek itibara göre bölüşülüyordu. işçiler yanık olan alt kabuğu, aile orta kısmı, misafirler de üst kabuğu alırdı. bira ve viski içmek için kurşun kadehler kullanılıyordu. bu bileşim insanları bazen birkaç gün şuursuz vaziyette tutabiliyordu. yoldan geçen insanlar bunların öldüğünü sanıp defnetmek için hazırlık yapıyordu. bunlar birkaç gün süreyle mutfak masasının üstüne yatırılıyor¸ aile etrafına toplanıp yiyip-içerek uyanıp uyanmayacağına bakıyordu. buna 'uyanma' nöbeti deniyordu.

Ingiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini gömecek yer bulamamaya başlamıştı. bunun için mezarları kazıp tabutları çıkarıyor, kemikleri bir 'kemik evi'ne götürüyor ve mezarı yeniden kullanıyorlardı. tabutlar açıldığında her 25 tabutun birinde iç tarafta kazıntı izleri olduğu görüldü. böylece insanların diri diri gömüldüğü ortaya çıktı. buna çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi tabuttan dışarıya taşıyarak bir çana bağladılar. bir kişi bütün gece boyu mezarlıkta oturup zili dinlerdi. buna mezarlık nöbeti 'graveyard shift' denirdi.

Bazıları zil sayesinde kurtulur ('saved by the bell') bazıları da 'ölü zilci' (dead ringer) olurdu.
4月6日

Hocalı Soykırımı

object width="425" height="355"> 
4月5日

CUMHURİYET ÇOCUKLARI' NA

 

Babası öldü.
Yetim büyüdü.
 Üvey evlat oldu.
 Tutuklandı.
 Hapse atıldı.
 Sürüldü.
 İşsiz kaldı.
 (Şöyle yazıyordu o sıkıntılı günlerde kaleme aldığı günlüğüne: Harcamalarım
 fazla değil, zira gelirim hep az.)
 Hastalandı..,
 Böbreklerinden.
 Vuruldu.., 
 Göğsünden.
 Mesleğinden atıldı.
 İdama çarptırıldı.
 Kardeşleri öldü.
 Çocuğu olmadı.
 Boşandı.
 Karaciğeri iflas etti.

 Evet, bu insan

 

 Mustafa Kemal ATATÜRK 

 

 

Evladı olmayan bir yetimin, duygularını anlatın... Anlatın ki, o yetimin,
 evlatlarımıza bıraktığı hediyenin kıymetini anlasın evlatlarımız.

 Cumhuriyet, çocuklara anlatıldığı gibi, folklorik bir müsamere coşkusundan
 ibaret değil çünkü...

 

Anlatın ki, kökeninde barınan derin hüznü kavrasınlar.

 İşte liste yukarıda.
 Kısacık ömründe bir insanın başına ne felaket gelebilirse, gelmiş...

 

Bunu  anlatın.
 Direnen, Teslim olmayan ruhu anlatın.

 Korkmasınlar engellerden.
 Korkmasınlar yalnız kalmaktan.
 Korkmasınlar işsizlikten.
 Korkmasınlar parasızlıktan.
 Korkmasınlar alçaklardan.
 Korkmasınlar doğrulardan.

Yürek dediğin...
 Sadece organ değil arkadaş.
 Bunu anlayın!!!

 
 AB Uyum yasalari geregince devlet dairelerinden Atatürk resimlerinin
 kaldirilmasini protesto ediyoruz
!

 

 

Ulusal bilincimizi yavas yavas yok etmelerine izin vermek istemiyorsaniz; iletebileceginiz kadar iletiniz! 

 

Sevgi ve selamlar